Millet olarak öyle bir zihniyet bozukluğuna saplanmışız ki, kurtulmamız imkânsız. Ya benim olacak ya hiç kimsenin! “Ben yapamıyorsam başkası da yapmasın” zihniyeti, üzülerek söylüyorum; bizim karakterimiz haline gelmiş. Toplumda yapılan güzel işleri her zaman alkışlamak lazım. Yanlış yapılan işleri de eleştirmekten kaçınmamamız gerek.
Peki, biz böyle miyiz? Maalesef böyle olduğumuzu söyleyemeyeceğim. Biz bir konu üzerinde konuşurken, genelde kendi menfaatimize ne kadar dokunuyorsa, o konu üzerinde o kadar müspet yorumda bulunuruz. Fakat yapılan işte menfaatimiz yoksa o kadar acımasız eleştiri yaparız.
Yaklaşık iki aydır gündemi meşgul eden bir konudan bahsediyorum. Geçmiş yıllarda yapılan bir işin şimdilerde acımasızca gündeme gelip eleştirilmesi ne kadar doğru? Zamanında il genel meclisi bir karar alıyor, özel idarenin bir şirketi olsun, karar güzel şirket kuruluyor.
Peki, şirketin mal varlığı nelerdir? Sermayesi nedir? Bu şirket ne işle meşgul olacak? İlk başta bu basit soruların hepsi cevap bekliyor. Şirketin sermayesi yok. Bunun için özel idareye ait bir arsanın şirketin sermayesi olarak göstermeyi karar veriliyor. Özel idare üzerine düşen görevi hakkıyla yapıyor. Arsanın gerçek değerini tespit ettirmek için bir komisyon kurar. Komisyonun içinde sivil toplum kuruluşlarından tutun işin uzmanları bulunuyor. Söz konusu olan arsa için komisyon değer tespitinde bulunur. Arsanın değer tespit komisyonunda VATSO ve o dönemdeki DTP meclis üyeleri de bulunuyor. Komisyon kararını veriyor. Söz konusu arsanın değeri belli oluyor. Bu karardan herkes memnun, hiç kimsenin şikâyeti yok çünkü arsa tam değerinde, belki birazda değerinin üzerinde.
Peki, şimdi ne olacak? Şirket kuruldu, arsa var, arsaya yatırım yapılacak nakit sermaye ya da ortak lazım. Şimdi soruyorum “Bu şirketi kuran Vanlı meclis üyeleri bu kararı alan Vanlı iş adamları. O zaman bu işin arkasında sonuna kadar duruyordunuz, şimdi ne oldu da aleyhinde konuşmaya başladınız?”
Şikâyet ettiğimiz bir konu var; bu bölgeye, bu şehre kimse yatırım yapmıyor. “Devlet buraya yatırım yapsın. Gelen yatırımcılara her konuda yardımcı oluruz ne gerekiyorsa yaparız” diyoruz. “Bize iş lazım bize aş lazım” diye feryadı figan ediyoruz.
Soruyorum şimdi nerede o söylemler? Ne değişti? Ne değişti söyleyeyim, kurulan şirketin sermayesi sadece arsası. Arsa kendi başına ne işe yarar hiç? Arsanın üzerine yatırım yapacak şahıs aranır ve bir şahıs ben buraya yatırım yaparım der. O (x) firması gelir, şirket artık tüzel kişiliktir, oturur şartları konuşur. Sunulan şartlar karşısında anlaşmaya varılır, şartlar fevkalade güzel kimse itiraz etmiyor.
Özellikle hatırlatmak istiyorum bu anlaşmada dönemin DTP meclis üyeleri de var. Gelen firma burada ne yapacak? Burada otel ve alışveriş merkezi kurulacak ve o kadar da sosyal tesis. Şartlardan biri; burada çalışacak kişilerin ne kadarının Vanlı olacağı? Bir ailede beş kişi olduğunu düşünürsek; burada çalışan işçiler üç bin kişiye ekmek götürecek.
O zaman böyle bir kararla bu şirketi kuran iş adamları, bugün neden aleyhte konuşuyor? Sebebi “biz davet edilmedik”. Neden davet edelim? Şirketi kuran arsaya değer tespitinde bulunan yine sizlersiniz, davet eden de sizsiniz. Siz kimden davacısınız, onu anlamadık.
Peki, bu arsa size verilseydi ne yapacaktınız, bu kadar büyük bütçeli yatırım yapabilecek miydiniz? Bu sorunun cevabını bütün Vanlı biliyor. Cevap: “HAYIR.”
Yapılacak yatırım azımsanmayacak cinsten değil.
Eğer bu şekil davranılırsa ve kamuoyunu yanlış bilgilerle yanlış yöne yönlendirirseniz, buraya ne yatırımcı, ne işveren, ne de işçi gelir. İran sınır kapısının açılışı için uğraşıyoruz diyorsunuz. Ama bazı çalışmalarınızı ve yine eskisi gibi tekel olma yolundaki çabalarınızı takip ediyoruz.
Bırakın bu ilin hepsi ticaret yapsın, bırakın tekelciliği ve sonrada çıkıp işadamlarının ve halkın karşısına nutuk atmayı bırakın. Yunus Emre ne güzel söylemiş, “Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol.”
Maalesef bizde öyle değil. Ya benim olacak ya hiç bu zihniyetle nereye kadar gideceğiz. Biz bu topraklarda hep şu şarkılarla büyüdük, Ya benimsin ya kara toprağın.
Bırakın bunları bu bölgeye yıllarca yatırım gelmedi diye şikâyet ediyoruz. Yatırım getirenleri alkışlayıp ev sahipliği yapacağımız yere bunlarda nerden geldi. Niçin geliyorlar bizim çocuklarımız aç sefil işsiz ne güzeldi biz ne kadar yemelerini istersek, o kadar veririz zihniyeti bitsin.
Yatırım yapana köstek değil destek olalım. “Bu il’e bir çivi çakan varsa çiviyi tutan el biz olalım.”
Yatırımların devamı için el ele gönül gönüle…
İsmail Topçuoğlu / Merkürhaber |