|
SON DAKİKA
Van Belediyesi'nden Deprem Fırsatçılığı
Türkçe Olimpiyatları'nda Ahmet Kaya Sürprizi
Özür Dilemek Erdemdir!
Din Adamına Kurşun
TOKİ'ye Açık Mektup!
Mehmet Emin Toktaş emintoktas@hotmail.com
Van büyük bir deprem trajedisi yaşadı, binlerce insan evsiz kaldı, kimileri göç etti buralardan, kimileri her şeye rağmen ayakta kalmaya, direnmeye, yaşamaya çalıştı. Çadırlarda sefalet içinde, perişanlıklarla geçen bir süreç sonrası birçok depremzede konteynırlara yerleştirilirken, Van'da 4 yıl önce Memur-Sen Sendikası tarafından TOKİ'ye yaptırılan ve yaklaşık 1 ay önce anahtar teslimi yapılan bin 58 konuta da memurlar, öğretmenler kısacası sendikaya üye olan, olmayan kamu personelleri bir şekilde yerleşti. Asıl konuya girmeden önce depremden bir hafta sonra izlediğim ve aklıma her nedense çivi gibi çakılı bir televizyon programı geldi. 5 N 1 K’da Cüneyt Özdemir, sendikanın Van temsilcisi ile görüşürken kısa bir anekdot oluyor ve Özdemir, sendika temsilcisinin belirttiği bir ifade üzerine “Yani kusura bakmayın ama hayretler içindeyim, bu yetkililer ne iş yapıyor? İnsanlar çadırlarda perişan diyorsunuz, önümüz zemheri kış diyorsunuz ama memurların yaptığı konutlar orda öylece boş duruyor. İnce işleri yapılmamış, hiç değilse insanlar yerleşsin, dışarıda kalmaktansa…” şeklinde uzayan ve samimi duygularını anlatan bir sitemdi. Ancak Özdemir, bence kendisinin de gayet iyi bildiği bir gerçeği göz ardı ediyordu. Basiretsiz ve işi uzattıkça uzatan müteahhitler bu ülkede, bu şehirde vatandaşı bir yere yerleştirene kadar anasından emdiğini burnundan getiriyor. Nitekim öyle de oldu. Mesele insanları yalnızca dört duvar arasına sokmak, sadece sözü verdim, tutuyorum amacıyla bir konuta yerleştirip Ankara’ya mesaj atmak, rapor gönderip “Sayın Başbakan’ın, sayın bakanlar şu anda dışarıda kalan vatandaşımız yoktur” demekse eğer, o zaman diyecek sözüm yok. Ama bu deprem zamanı eğer ki; siz insanları dört duvar arasına koyuyorsanız ve adına toplu konut diyorsanız, burada insanlar altyapı, elektrik, su, ısınma gibi en temel ihtiyaçlarından mahrum yaşıyorsa ne olur kimseye iyilik yapmayın, Allah aşkına gölge etmeyin, gidin keyfiniz, kâhyanız ve sizler üçerli gruplar halinde takılın ama elinizi çekin vatandaşın boynundan. Böyle iş yapmaktansa hiç yapmayın daha iyi. Orada kalan eğitimci ve gazeteci bir abimizin eşyalarını taşırken gördüğümüz manzara şok etti beni. Böyle kalitesizlik mi olur, malzemeler en ucuzundan özenle seçilmiş, elektrik yok, su ihtiyacı dışarıdan taşıma damacanalardan karşılanıyor, ısınma ise hak getire. Gidip sağdan soldan ısıtıcı ayarlayıp getirdik ve 4 kişilik aile, bir tek odada birbirlerine sokularak haftalar boyu yaşadı durdu o toplu konut denilen yerde. Peki, TOKİ yaptığı konutlarda yaşanan bu sıkıntıları bilmiyor mu? Bilmez olur mu ya? Müteahhitleri denetlemiyor mu? Denetliyor ama… Eee, ama ne! Ya beyler etmeyin, eylemeyin. Geçenlerde yine AFAD tarafından gönderilen konteynırlardan bahsederken şunu öğrendim ki, aslında iki marka dışında diğer konteynırlar beş kuruş etmiyor ve yine öğrendim ki, çok güvendiğimiz ve sağda solda övünerek dolaşan insanlar aslında bu işten hiçbir şey anlamadıkları gibi, maliyeti çok daha ucuz olan konteynırların devlete 8 bin TL’ye mal edildiğini, nakliyenin de normal tarifenin iki katına faturalandırıldığını çok iyi biliyorlar. Yetmedi, gelen konteynırlarda ısı yalıtımından, boruların yalıtımına kadar her şeyin rezil kepaze durumda olduğunu, kendine çok güvenen markaların gönderdikleri konteynırlarda atık su borularını berbat bir şekilde yalıttıklarını, oysa ki zemine konacak alt kısmın öncelikle sac, daha sonra 15 santim cam yünüyle kaplanması gerektiğini de biliyorlar. Ama o insanlar, gelen konteynırlardan birini hatta onlarcasının alt kısımları açıldığında boruların yalıtımı için boşluklara beyaz strafor döşendiğini ve suyun açıldığı anda boruların donup kaldığını da iyi biliyorlar. Ankara’ya tüm bunların fotoğraflarının dosyalarla gittiğini, gereken yerlerle görüşüldüğünü, konteynırları gönderen kişiliksiz firmaların hepsinin tespit edildiğini, bunları denetlemesi gereken TOKİ’nin, AFAD’ın veya her kimse büyük hayal kırıklığı yaşadığını/yaşattığını da biliyorlar. Biliyorlar da ne oluyor, hiç, kocaman bir hiç. Borular patlıyor, konteynırların damı akıyor, pis sular konteynırların içine dalıyor, lögarlar yetmiyor, dahası atık su borusu diye konteynırın hem de hiç kabul edilmeyen en alt kısımlarına babalarının hayrıymış gibi iliştirdikleri kısacık boruların işi çözeceğini düşünmüşler, bunu yapanları da uyarmamış kimse, burası farklı coğrafya, su musluktan akarken donar, bir konteynırda 7-8 kişi var, şuncacık boru neye yarar diye! Ama iş işten geçmiş, herifçioğlu bu sefer buraya getirdiği konteynıra yerinde tamir ve müdahale etmeyi teklif ediyor. Pişkinlik bu başka bir şey değil! Elektrik tesisatlarının 2,5’luk kablolarla verilmesi de cabası, ardı ardına patlayan trafolar, atan sigortalar. Şimdi el vicdan diyorum, el insaf diyorum. Mesele yalnızca insanları bir yerlere tıkıştırıp biraz malzeme, biraz ihtiyaç temin edip kalıcı konutları bekleyin demek değil. Bunları da takip edin, bunları da denetleyin, sonrasında bu basiretsizlerin yaptığı hataların suçu günahı olmayan çalışkan idarecilerin elinde patlaması hiç hoş durmuyor. Gelelim TOKİ’ye… Şahsi düşüncem şu ki, sağda solda yapılan bin-iki bin konutu böyle yönetiyorsanız ve bunca eksiklik, bunca sorun, bunca sıkıntı ayyuka çıkıyorsa ve bu maalesef daha önce yapılan güzel ve başarılı çalışmaları gölgeliyorsa ve denetim mekanizması, yerleşim sonrası her şeyin daha iyi hale getirilmesi çabası yoksa merak ediyorum, bahsettiğiniz kalıcı konutları nasıl idare edeceksiniz, oraya da onca eksiklik içinde vatandaşı sırf sokakta kimse kalmasın diye apar topar sokup, elektrik, su, ısınma gibi sorunlarla baş başa bırakmayı düşünüyorsanız lütfen daha vakit varken önleminizi alın, gerekenleri yapın, işi ehline verin, müteahhitlerin ciddi bir kurum olan size basiretsizlikleriyle leke çalmasını, vatandaşın gözünde prestijinizi kaybettirmesine izin vermeyin, siz de üzerinize düşeni yapın, denetim mekanizmasını doğru dürüst çalıştırın. İnsanlar sizden yalnızca başlarını sokacak dört duvar istemiyor. Evlerini kaybettiler, ocakları söndü. Onlara sıcacık bir yuva verin, içinde sıkıntılar, sorunlar olmayan, içinde insan olduklarını hissettikleri… Yükleniyor...
Yorumlar yüklenirken lütfen bekleyiniz...
|
![]() |