|
SON DAKİKA
Van Belediyesi'nden Deprem Fırsatçılığı
Türkçe Olimpiyatları'nda Ahmet Kaya Sürprizi
Özür Dilemek Erdemdir!
Din Adamına Kurşun
Sınırsız Doktorlar
Zeki Taştan zekitastan@gmail.com
Kanuni Sultan Süleyman’ın Fransa Kralı I. Fransuva’ya yazdığı ve "Sen ki Françe vilayetinin kralı Françesko'sun" diye onu ve ülkesini küçümsediği mektubun üzerinden asırlar geçmiş. Ünü üç kıtaya yayılan ve bir devleti “vilayet” olarak küçümseyen koca Osmanlı İmparatorluğu “azametli duruşunu” son anlarına kadar sürdürmüş. Belki bu küçümseme ve debdebedir ki batıyla temaslarımız hep bu minvalde uzak kalmış. Ancak ne zamanki Viyana bozgunu yaşanmış, o zaman batıya bakışımızda da değişiklikler başlamış. Viyana bozgunuyla birlikte iki elimizi kafamıza alıp “yavaş” da olsa düşünmeye; en azından batıyı anlamaya “girişmeye” ve eksikliklerimizi tartmaya başlamışız. Girişim başlamış başlamasına ama o “azametli” duruşumuz uzun süre batıyı anlamamızı da engellemiş. Kanuni Sultan Süleyman’ın o “muhteşem yüzyıl”ından asırlar geçtikten sonra 18. asrın sonlarına doğru devrin Dışişleri Bakanı (Reisü’l-Küttab) Atıf Efendi’nin Padişah III. Selim’e takdim ettiği Muvazene-i Politike adlı raporunda Fransız İhtilali’ni “Ruso ve Volter misillû meşhur zındıkların eserleriyle husule gelmiş bir fisk u fücur cümbüşü” olarak görüp küçümsemesi bu “anlama” seanslarının hiç de mantıklıca irdelenmediğini göstermektedir. Yani devrin Dışişleri Bakanı, tüm dünyayı kasıp kavuracak olan ve bir asır sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasında da etkili olacak olan Fransız İhtilali’ni, aydınlanma döneminin iki aydınının gerçekleştirdiği fitne ve fesat girişimi olarak küçümsemekle yetiniyor. Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar… Prof. Dr. Orhan Okay, Batı medeniyetinin teknik, bilhassa askerî sahada üstünlüğünü kabul zorunda kalan 18. asır Osmanlı aydınının, hemen bütün batı kanaatlerinin reis'ül-küttâb efendininkinden fazla farklı olmadığını ancak 19.asır ortalarında Tanzimat’tan sonra bu kanaatlerin değişmeye başladığını söyler ki, bu da o kadar kolay olmaz. Çünkü Osmanlı’nın batıyı üstün görme, bazı devletlere yaranma niyeti zamanla hayal kırıklığına dönüşmüş. Osmanlı, bir müddet sonra hangi devlete yanaşmışsa oradan bir “darbe” almış. Milli Mücadele esnasında bu destek, “yıkım”a dönüşmüş. Ve bundan sonra her ne kadar “yurtta sulh dünyada sulh” desek de batıya karşı bir husumettir başlamış. Öyle bir hâle gelmiş ki batıdan gelen ne olursa olsun “tek dişi kalmış bir canavar” olarak algılanmış. Bunda Osmanlı’dan beri ülkeye farklı yollardan girerek devleti parçalamaya yönelik çalışmaları olan Misyonerlerin veya kimi grupların da katkısı olmuş. Bunlar yüzünden de dışarıdan gelen her şey “öcü” olarak algılanmış. Bu tavır uzun süreler devam etmiş. Dışarıdan gelen yabancı gruplar, sıkı takip edilmeye başlanmış. Tabii içlerinde zararlı olanlar yok mu? Elbette var ancak ifrat ve tefritte genellikle mutedil olamamışız. Kurunun yanında yaş da yanmış. Sınır’sız Doktorlar Van depremi sonrasında Van’a gelen yabancı yardımlarda da bir müddet bu şaşkınlık yaşanmış. Bazısına güvenememişiz. Yani asırlardır devam eden “hastalık” burada da zaman zaman sirayet etmiş. Mesela Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) Ekibi ve Helsinki Yurttaşlar Derneği’nin Van’da deprem sonrası başlattıkları Ruh Sağlığı Projesi’nde de bu şüphe kendini göstermiş. Devletin bazı birimleriyle resmi anlaşmalar olmasına rağmen köydeki çalışmalarda zaman zaman bazı sıkıntılar yaşanmış. Ancak bunlar kamusal değil özel şahıslardan kaynaklanan sıkıntılar. 3. 470 kadın seanslardan yararlanmış… Sınır’sız Doktorlar’ın Van’ın köylerinde yaptıkları çalışmalar gerçekten dikkat çekici. Toplam 31 köyde grup ve bireysel seanslar gerçekleşmiş. 1. 850 erkek ve 3, 470 kadın grup seanslarından yararlanmış. Deprem sonrası şikâyetler ise yoğunlukla kaygı, travma sonrası stres belirtileri ve depresyona bağlı sıkıntılar… 51 bireysel seanstan toplam 46 kişide başarı sağlanması ise sevindirici. Ayrıca 18 okulda ebeveyne, 27 okulda öğretmenlere evde ve okul ortamında çocukların sorunları ile nasıl baş edileceği ile ilgili önerilerde de bulunulmuş. En büyük sıkıntı toplum önderlerinde… Sınır’sız Doktorları en çok uğraştıran imam ve muhtarlar olmuş. Muhtar ve imamların yaklaşık % 50’si özellikle toplama yeri sağlama ve seansları halka duyurma konusunda işbirliğine yanaşmamışlar. O nedenle bu tür yerlerde başarı sağlanamamış. Bunun yanında imam ve muhtarların desteğinin sağlandığı yerlerde hem katılım çok olmuş hem de güzel başarılar elde edilmiş. Ne diyelim, umarım bu hastalığımız bir gün biter… Daha doğrusu dışarıdan gelen her şeyin “bize hep zarar vereceğinden” değil de sadece ve sadece batı medeniyetinin bazı alanlardaki “üstünlüklerinden” korkmaya başlar ve gelecek adına bunlardan kaygı duyarız. Yükleniyor...
|
![]() |