|
SON DAKİKA
Mehmet Emin Toktaş Yazdı : Ya Yapın, Ya GidinSoğuk bir Van günü, bir türlü ısınamayan çadırın içinde çay molası veriyorum. Gözüm küçük televizyona takılıyor ve...
Soğuk bir Van günü, bir türlü ısınamayan çadırın içinde çay molası veriyorum. Gözüm küçük televizyona takılıyor ve bir anda dikkatimi çeken habere pür dikkat odaklanıyorum. Seçim döneminin renkli Bakanı Fatma şahin, muhtarların sorunlarını dinlemek üzere bulunduğu bir toplantıda şikayetlere ve kurumu hakkındaki eleştirilere cevap veren ve hemen her bürokrat gibi “yapacağız, edeceğiz” kelimesiyle biten cümleler kuran Tedaş Müdürü’ne kabaca bir tabirle veriyor ayarı "Müdürüm hikaye okuyorsun... Atanmışlar da ya işini yapacak ya da gidecek, başka çaresi yok..."
Geçtiğimiz günlerde Yunus Aykaç bir köşe yazısında birçok kişinin muzdarip olduğu bir derdi aktarmış, elektrik arızanın meşgul telefonlarından, o telefonlara cevap veren abilerin “20 dakika sonra arıza giderilir” veya “sizin orda trafo patladı” şeklinde ezberlediğimiz sözlerinden bahsetmişti. Çadırda soba yakmayın telkininde bulunan kurumun patlayan ve elektrik yükünü kaldıramıyor dediği bir trafo ile başa çıkamadığı, daha iyi kapasitede olanıyla değiştiremediği, çadırda saatlerce soğukta titreyen insanların hırçın ve bitap bir şekilde beklediği bir ortamda; o toplantının bizim şehrimizde olduğunu ve bizi de savunup, muhtemelen hikaye okuyacak bir kurum müdürünü işini doğru düzgün yapması için azarlayacak bir Bakan olsa keşke diyorum içimden veya en azından bu durumumuza bir “Bakan” olsa hani fena olmazdı değil mi? “İşini yapan kalsın, yapamayan gitsin” diyerek, icraat yerine laf üreten bürokratlara ayar veren bir kahraman gelse beyaz atıyla, en azından elektrik olsa, insanlar bu hengamede bari bunu dert etmese diyorum ama nerde…Öyle içli içli bakıyoruz ekrana gıpta ile, sorunu çözülmese de takip edilen insanlardan olmak istiyoruz ama sonra… Derin bir sessizlik, suskunluk…Vee aha da gitti yine elektrik. Kaldık karanlıklarda yine, telefonu verin, işte arıyoruz 186’yı. Meşgul, meşgul, meşgul, meşgul, meşgul. Nihayet, cevapladı işte: Vatandaş “Abi falan falan yerde çadırdayız, arıza mı var, elektrik yok” ve görevli “Evet abi haberimiz var, ekipleri gönderdik, trafo patladı, arkadaşlar yapacak, bir saate gelir” ve kapanıyor telefon. Evet, her yerde elekrik kesiliyor ama her akşam, aynı yerde, aynı saatlerde, aynı sorun defalarca yaşanıyorsa… Aynı terane yine, bildik laflar işte… *** Vee son günlerin popüler tartışmasına gelelim. Öğretmenlerin konteyner olayına. Bir örnekle fikrimi beyan edeyim ben de. Bazı dostlar öğretmenleri hedefe koyup bir şey beğenmiyor diyor ya. Bazı arkadaşlar da derse girmeyen veya işini suistimal eden öğretmenlerden yakınıyor. İstisnalar kaideyi bozmaz diyerek A.. adlı bir öğretmenin hikayesiyle noktayı koyalım. “Büyük hayallerle geldim buraya, atamam çıktı ve eşimi, çocuğumu aldım geldim bilmediğim bu yerlere. Deprem zamanına kadar çabuk adapte olduk, buralı gibi olduk, buralı gibi yaşadık. Ta ki, o depreme kadar. Deprem oldu, biz savrulduk. Eşim Hatay’da, çocuğum Muğla’da. Ben ilk deprem gününden bu yana çalıştım, didindim durdum. Ve nihayet bugünlere geldik, okullar açıldı, çocuklara kavuştuk ancak ortada bir sorun vardı, hesaplar umduğumuz gibi olmadı. Bizi 4-5 kişi yerleştirdiler konteynırlara. İyi de eşim, çocuğum ne olacak? Biz hep böyle ayrı mı yaşayacağız, fedakarlığı hep biz mi yapacağız? Meclisten kıyak emekliliği jet hızıyla geçenler, memura zammı çay kaşığı ile verenler, öğretmenler yazın çalışmıyor zaten diyenler, istediğimiz en doğal hakkı, en basit şeyi gözlerinde büyütüp bizi açgözlü, hiçbirşeyi beğenmeyen, memnuniyetsiz, zoru görünce kaçan acizler konumuna bu kadar çabuk mu koydunuz? Daha dünün baştacı öğretmenleriniz, çocuklarınızı teslim ettiğinizde “aman hocam al çocuk sana emanet” dediğiniz bizler de bağrı yanık Anadolulu bir anne babanın evladı değil miyiz? Bu soğukta, eşimizden, çocuğumuzdan ayrı yaşamanın verdiği ızdırap bir yana, başa çıkmaya çıktığımız sorunlar karşısında bize destek olması gerekenler, taleplerimize tercüman olması gerekenler kılıçlarını çekip karşımıza dikiliyor. Hükümetle pazarlık masasında susturulan, sindirilen sendikalar ne yapsın? Bütün bu ahval ve şerait içinde öğretmen bulamadığı, edinemediği, kursağında dizilip kalan bir sevgiyi, morali, motivasyonu hangi kalıba sokup kendi öğrencilerine sunar?” Şimdi bu öğretmen üzerinden düşünerek empati yapın, tamam kabul şartlar kısıtlı, evet onların da biraz şükürdar olması gerekiyor, biraz sabretmeleri gerekiyor ama sahip oldukları kutsal misyona dikkat lütfen, onlar da haklı, onların muhattapları da haklı. Biraz da onlara hak verin lütfen.Kısacası deprem bölgesinde olayı üçkağıda dökmeyip samimi şekilde serzenişte bulunan herkes haklı ama dışardan gelen öğretmenler hak aramak için seslerini yükselttikleri zaman tepelerinde kılıçlar gezdiren ve sesini çıkarana linç edercesine karşılık verenler, biraz daha sakin olun ve rencide edecek açıklamalar yapmayın. Haber Kaynağı: Merkürhaber
tebrik ediyorumingilizceci, 4 ay önce yorumladı
hepsi yerinde ve güzel tespitler.teşekkürler teş.ufuk öğretmen, 4 ay önce yorumladı
Yazınız ezber bozan bir bakış açısıyla yazılmış.Köşe yazarı demek tek bir köşede sabit kalıp yazmak değildir.Teşekkür ederim
İLGİLİ HABERLER
İlgili Haberler
|
![]() |