|
SON DAKİKA
Hassas Zamanlar...
Vezir Veziroğlu merkurhaber@gmail.com
Son zamanlarda gündemi takip etmek iyice zorlaştı. Her gün toplumu sarsıcı olaylar, her gün kamu oyunu derinden etkileyen açıklamalar, beyanatlar… Bütün bunlar hep Bürokratik cumhuriyetten demokratik cumhuriyete geçiş sancıları diye yorumlanıyor. Ancak sancılar o kadar yoğunlaştı ki, iyileşmesini beklediğimiz hasta komaya girdi giriyor. Sayın başbakanın zaman zaman sertleşmenin sınırlarını zorlayan açıklamaları toplumu iyice gererken, yardımcıları ve parti sözcüleri bu gerginliği azaltıcı, rahatlatıcı açıklama ve davranışları sergilememeleri durumu daha da endişe verici hale getiriyor. Orta Doğu, bütün dünyanın dikkatlerini üzerinde toplamaya devam ederken,yanı başımızda Suriye’de fokurdayan kazan çoktan patladı. Sınır komşumuz ve akrabamız olan bu ülkedeki her şey bizi doğrudan etkiliyor. Kayıtsız kalmamız mümkün değil. Ülkemizin ve devletimizin bundan en az zararla kurtulması ve insan hakları ve hukukun hakim olduğu demokratik bir komşumuzun olması için devlet hükümet yetkililer her türlü girişimi yapıyor.Ama içeride devam eden sıkıntılar, ayak bağı gibi her gün ayaklarımıza dolanırken nasıl başaracağız bu işi? Kendi iç problemlerimizle baş edip makul çözümlerde mesafe kat edemezken nasıl rol modellik yapacağız Arap Baharı esintilerine maruz kalan dost ve kardeş Orta Doğu ülkelerine? Kürt meselesi biraz daha sarpa sarıyor gibi. Çözüm çabaları inandırıcılıktan uzaklaşılıyor. Söylenenler ve yapılanlar hergün yeniden samimiyet testine tabi tutuluyor. Sayın Bülent Arınç, Aralık 2011 de ‘ Bir insanın kimliğini inkâr etmek o insanı inkâr etmek gibidir. Hepsi, kim ne varsa bu topraklar üzerinde o kimliğe saygı duyacağız, o kimliğin bütün kültürel haklarını, anayasal haklarını vereceğiz, tanıyacağız, diline saygı duyacağız… Irkçılığı reddediyoruz. Ben Kürt’üm diyen bir insanın eğitim, kültür, dil hakkı ne varsa vereceğiz…Bu, ulufe, bahşiş değil…’derken; Diyarbakır’a gidip Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Osman Baydemir ile Cuma namazı kılıp toplumu kucaklayıcı konuşmalarla, mesajlarla kitlelerin gönlünü kazanırken; şimdi (4 Ocak 2012) Kürt’lerin ana dillerinde eğitimi ile ilgili kendisine yöneltilen bir soru üzerine ‘Birincisi anayasal engel var. İkincisi anayasal bir engel olmasa, Kürtçe eğitimin kaliteli bir eğitim olabileceğine inanıyor musunuz? Bir medeniyet dili midir Kürtçe? Şartlar elverirse seçmeli ders olabilir. Yoksa bu dilde ilköğretimden üniversiteye kadar Kürtçe eğitim yapılması mümkün değildir’ diyor.Bu nasıl çelişki? Bu hem kendi kendisi ile tenakuza düşen, hem de Kürt’leri ve dillerini, en basit deyimle hafife alan bu ifade neyin nesi? Onun aklına ve vicdanına çok güvenen aklıselim insanlara ne diyecek şimdi? İç İşleri Bakanı Sayın İ. Naim Şahin beyin icraatlarındaki samimiyeti ile çelişen önceki ifadeleri, beyanatları malum. Bunların üzerine tuz biber gibi olan garip laflarına ne denilecek?.. Özgürlüğü yorumlaması, insanları bir tarafa bırakıp dağlara, taşlara, ovalara seslenişi?.. Genel Başkan yardımcılarından Sayın Bülent Gedikli bey de ergenekon şemsiyesini o kadar genişletti ki her kesi altına sığdırarak işin içinden çıktı maşallah. Eğitim, dindar nesil, andımız, gençliğe hitabe vb... konularındaki ifade kargaşaları ve lüzumsuz beyenatları, açıklamaları bir tarafa bırakıyoruz ve yüksek sesle soruyoruz: Neler oluyor?.. Ne yapılmak isteniyor?..Yoksa yıkılan bir vesayetin yerine yeni bir vesayetin kurulmakta olduğu propagandasını alttan alta işleyenlere ve bunu bugünlerde yüksek sesle dillendirmeye başlayanlara fırsat mı veriliyor? Tarihin bu aziz millete sunduğu altın fırsatı sonuna kadar değerlendirip, demokratikleşme, insan hakları, hukukun üstünlüğü, özgürlükler, din ve vicdan hürriyeti vb. konularında alınan önemli mesafeleri tahkim etme dururken ve bu durumumuzla, özellikle Orta Doğu ülkeleri başta olmak üzere bütün dünyaya örnek olmaya başlanmışken, adım adım geriye doğru gitmeler niye? Bir politikanın inandırıcılığı, aldığı siyasi kararlarının uygulanması sonucu ulaştığı neticeler ile doğrudan ilgilidir. Bu hükümetin inandırıcılığı, büyük mücadeleler sonucu belini kırdığı vesayet rejiminin beslendiği Kürt sorununu çözme gayreti ve bundan elde edeceği sonuçtur. Bir adım atar gibi yaparak iki adım geriye sıçramakla olmaz bu iş. Samimiyetle ve inançla olur. Sayın başbakanın Açılım Projesi’nden önce yaptığı o ünlü konuşmasındaki içtenliği ve doğru tespitleri çok iyi bir başlangıç iken nerelere doğru savruldu. Ergenekon, Balyoz, Kafes eylem planları, PKK ile mücadelede ortaya çıkartılanlar, ve yapılan reformlar, derin devleti zayıflatan ve şeffaf ve sivil bir yönetim ve demokratik bir devlet için büyük mesafeler kat ederek aldığı cesur kararlarla, ve daha birçok iş başaran bu hükümete karşı hala mevcudiyetini koruyorn derin kalıntılar mücadelelerini sürdürüyor ve en ufak fırsatları değerlendiriyorlar. Uludere bunun en sarsıcı örneği idi. Üzerinden epey bir zaman geçmesine rağmen, nelerin olduğu tam olarak açıklığa kavuşmamışken, Sayın Başbakanı ve hükümeti hedef aldığı iddia edilen ve Türkiye’yi sarsan MİT- Yargı ve Emniyet olayı herkesi endişelere sevk etti. Ne oluyor?.. Son yaşananlar, bütün kesimlerde önemli dönüşümlere ve değerlendirmelere meydan verecek niteliktedir. Demokratik değerlere bağlılık konusunda gelinen yerin test edileceği ‘hassas zamanlar’ın birinden geçiyoruz galiba…Hükümetin demokrasi konusunun kararlılığı çok şeylerin aydınlanmasına ve çözümüne katkı sağlayacaktır. Haydin hayırlısı… 11.02.2012 Yükleniyor...
|
![]() |