|
SON DAKİKA
Van Depreminde Hayatını Kaybeden Japon…
Zambak Yayınları, Vanlı Depremzede Çocuklara…
Diyarbakırda Van'lı Depremzedeler İçin Toplanan…
Bu Hamur Daha Çok Su Çeker
Suphi Ertaş suphi.ertas@hotmail.com
Ermeni meselesinin değişik zamanlarda farklı ülkeler tarafından gündeme taşınması vakayı adiyeden hale geldi. Meseleyi sıcak tutmak isteyen ülkeler ile bizim tepe yöneticilerimiz için çok önemli bir konu olsa da halkın büyük çoğunluğu için çok da ciddiye alınacak bir mesele değildir. Bakmayın bazı sivil toplum örgütlerinin bağırıp çağırmalarına gerçekten halkın büyük bir kısmı için meselenin kayda değer olmadığına inanırım. Halk iki sebepten kayda değer görmez; birincisi şu “soykırım” içerisinde anlam bulan vahşetin yaşanmadığına dair kesin inançtır. Ki ben de geçmişte ailesi bu olaylardan çokça etkilenen biri olarak bu inanca sahip olanlardanım. İkincisi, siz ne yaparsanız yapın sizi peşinen mahkûm etmeyi sonrada gerekçe yazmayı düşünen bir anlayışla karşı karşıyayız. Siz, Müslüman kimliğinden vazgeçmedikçe sizden vazgeçmezler. Sizi yemek için mutlaka sebep bulurlar ki, ayaklarına kadar gelmiş böyle bir fırsatı asla kaçırmak istemezler. Fransızların son yasa düzenlemelerinde de aynı handikapla karşı karşıya kaldık. Daha önce bir yasa ile soykırımı kabul eden Fransa, soykırım yoktur diyene cezai müeyyide getiren yasayı gündeme getirince farklı bir yol takip etmedik. Ak Parti hükümeti, geçmiş hükümetlerin yaptıklarından farklı bir yol izlemedi, izleyemedi. Realist, rasyonel politikaların yerine hamasi nutuklarla iç kamuoyuna hitap etme yolunu tuttu. Kanuniyi hatırlattılar, Yahudiler kucak açmamızdan bahsettiler. Oysa çok iyi biliyorlardı ki, Batılılar için Kanuni Muhteşem Süleyman’dı. Muhteşem Süleyman çizmeyi aşanlara kulağını koparırım dedi mi, çektiği kulak elinde uzardı. Muhteşem Süleyman zamanının tek küresel gücüydü. Muhteşem sıfatını tarihte onun isminden başka sultanların isimleri yanında eğreti dururdu. Sizin yara almadan uygulayabileceğiniz kaç yaptırım var, eliniz de, sıfır. Hem bu söylemle siz Yahudi torunu olarak dillendirdiğiniz, Sarkozy’den çok Fransız halkını hedef almış olmuyor musunuz? Yani propaganda, halkla ilişkiler açısından sınıfta kaldınız. Sonra bu Fransızların Cezayir’de yaptıkları soykırım doğru da, yeni mi aklınıza geldi. Dahası biz devlet olarak Fransızlardan kurtulmaya çalışan Cezayirlilere bir özür borçlu değil miyiz? Türkiye olaylara doğru cevaplar üretmek zorunda. Ürettiği cevaplar gerçekçi, makul olmak zorunda. Romantizm ve dış politika birbirlerinden hayli uzak konular. Dış politikayı romantizm üzerinden kurgulamak rakiplerinizin değirmenine su taşımaktan başka anlam ifade etmez. Evvela bunu yalnızca Fransız seçimleriyle ilişkilendirmek doğru değil. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girişi önündeki en büyük engel olan Alman ve Fransızların AB!yi bir Hıristiyan kulübü algısıyla koydukları tavır, Körfez savaşını Azor adalarından başlatan üçlünün “haçlı seferi” algısıyla birlikte fotoğrafa bakıldığında resmi daha iyi görürüz. Seçimlerin sadece araç olarak kullanıldığını daha iyi anlarız. Fransızların yaptıkları iş bize bir yandan Demokrat Parti’nin tahkikat komisyonlarını, diğer yandan Galillei’i yargılayan engizisyon mahkemesini hatırlatmaktadır. Engizisyon mahkemesinin yerine Fransız parlamentosunu koyun, değişen bir şey yok. Değişen sadece şekil, anlayış aynı anlayıştır. Dink cinayeti kararıyla kıyaslayanlar büyük bir hata işliyorlar, Dink kararını veren sonuçta bir mahkeme, hukuk eğitimi almış kişilerden oluşmuş bir mahkeme, kusurlarına rağmen bir yargı kararı tıpkı Dreyfus yargılamasında olduğu gibi. Ülkeyi yönetenler ekonomik, askeri, siyasi alanlarda neler yapabileceklerini ülkenin imkânları, dünya konjonktürünü, dış politika manevra imkânlarını iyi hesap ederek, soğukkanlı düşünerek, yapabileceklerini sabırla tek tek işleme koymalıdır. Bunu yaparken tek başına hareket etmemeli. Bu konuda dost ve kardeş ülkelerin harekete geç/iril/memesinin anlaşılır hiçbir yanı yoktur. Hele Azerbaycan’ın cılız bir ses vermesinde öteye geçememesi oldukça manidardır. Bunlar devleti idare edenlerin uzun ve titiz çalışmalarıyla ortaya konabilecek işler. Ancak bir gerçeğin altını çizmek lazım, ne yaparsanız yapın, ne düşünürseniz düşünün sonuçta yapabilme yeteneğinizle sınırlı kalırsınız. O halde dinamik bir ordu, güçlü bir ekonomi, iyi donatılmış bir toplum, ayakları yere basan hedefler oluşturmadan bu işin üstesinden gelmek pek mümkün değildir. Aksi takdirde işi şansa bırakırsınız. Türkiye, Fransa parlamentosuyla düşünce ve ifade özgürlüğüne bir başka ülkenin faydasına olmak üzere rezerv koyduğu AB temsilcilerinin açıklamaları ve ABD Dışişleri Başkanınca yapılan açıklamalarla da kabul edilmiştir. Kaldı ki Fransız parlamentosunu çok sayıda temsilcisi tarafından da bu eleştirilmiştir. Dolayısıyla Fransa’nın tarafsızlığını yitirdiği açıktır. Taraflılığını bu kadar açık ortaya koymuş bir ülkenin Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası organizasyonlardaki pozisyonunu tartışır hale getirmek için çabalamamız gerekir. Asıl yapılması gereken, bir “soykırım enstitüsü” ya da bir üniversitede “soykırım kürsüsü” kurulmasıdır. Bu kürsü yeryüzünde tarih boyunca yaşanmış tüm soykırımları incelemeli, araştırmalı, konu ile ilgili yayın, doküman, belgeseller hazırlamalı. Hazırladığı çalışmaları tüm dünya dillerinde internet ortamında dünya ile paylaşmalıdır. Bu çalışmaların yanına Ermeni meselesini de detaylı çalışmayla bu ortamda tartışmalıdır. Bu çalışmalara süreklilik kazandırmalıdır. Dünya üniversiteleri ve bilimsel çevreleri de bu çalışmalara ortak edilmelidir. Kendim yazdım, kendim okudum. Havasından çıkarılmalıdır. Fransız Anayasa Mahkemesi iptal başvurularını haklı bulsa dahi, bu konunun kapanmayacağı açıktır. Geleceği bugünden görmekle birlikte, gerekli tedbirleri alamamanın getireceği sıkıntıları da kestirmek zor olmasa gerek. Yükleniyor...
|
![]() |