|
SON DAKİKA
Van Depreminde Hayatını Kaybeden Japon…
Zambak Yayınları, Vanlı Depremzede Çocuklara…
Diyarbakırda Van'lı Depremzedeler İçin Toplanan…
Anılardan Damlayan Tebessüm
Hızlı adımlarla yürüyordu tren garına doğru. İnceden bir yağmur çiseliyordu yüzüne… Hayatının kırışıklıklarını örtmek istercesine…
Dalgın ve hüzünlü etrafındakilere bakmadan yürüyordu. Birden dalgınlıklarından bir baş dönmesiyle uyandı. Çünkü artık ona ağır geliyordu kalbi ile beyninin yaptığı mücadele. Kalbi çektiği her acıyı unutturmaya çalışsa da aklı buna izin vermiyor her defasında bir savcı edasıyla önüne dikiliyordu. O aklının bu sorgulamasının ardından derinlere dalarken de tutup çekiyordu onu bu derin dehlizlerden. Ama içinde bu defa karşı konulmaz bir şey vardı. Girmek istiyordu artık ruhunda ki bu enkaza, yüzleşmeliydi kaçtığı her neyse… Derken yolda geçen küçük bir kız çocuğuna ilişti gözleri. Kız ona hafifçe gülümsedi. Ruhları okşayan bu tebessüm acıtmıştı onu.Kendi kendine ‘’ne gerek vardı ki şimdi eskiyi hatırlamaya tam başkası olmuşken’’dedi.. Buna bir çözüm buldu. Kaçmalıydı, olabildiğince kaçmalıydı insanlardan. Zira bu tebessümler artık onu mutlu etmiyor acıtıyordu. Geldiği yoldan gerisin geri döndü. Eve doğru koşar adımlarla yürüyordu. Kapıyı açtı, kendini içeri atıverdi. Bir koltuğa gömüldü, saatlerce öyle durdu. Telefon yine çalıyordu. Bu kaçıncı çalış hatırlayamadı. Elleri bir türlü telefona ulaşamadı, açmadı. Arayan pekala bir daha arayabilirdi. Zaten telefonun da her şey gibi bir anlamı kalmamıştı artık. Gurbetin de olan sadece annesi vardı. O da 1 ay öncesin de ölmüştü. Yine hatırladı o günü, gözleri doldu. Bu ani ölüme alışamamış, bundan kendini sorumlu tutmaya başlamıştı. Çalan telefonu uyuya kalmayıp açmış olsaydı belki de annesinin sesini son kez duyabilirdi. Kendini suçlamalar onun kendinden kaçmasına sebep olmuştu. O hafta kırmıştı evinde ki tüm aynaları da. Bu yetmiyor hayata da kızıyor neden en umulmadık zaman da neden diye. Sonra annesinin parça parça tebessümleri beliriyordu anılarda. Hani onu küçükken koruyan tebessümleri… Bu tebessümler şimdi bile çekip alıyordu onu ruhunun canhıraş odalarından. Anlaşılan annesi onu affetmişti. Bu iç muhasebesini acı acı çalan telefon bölmüştü. İş yerinden arıyorlardı. Giyinip çıktı. İstifasını verecek sonra insanlardan kaçmak için bir yerlere gidecekti. Cadde de yürürken kalabalığın üzerine üzerine geldiğini hissediyordu. Durup bir ara insanlara göz gezdirmeye başladı. Herkesin kendine benzediğini fark etti. Hayır hayır benzemiyorlar tüm bu insanlar kendisi olmuştu. Koşup bir binanın camından kendisine baktı artık aklından da şüphe ediyordu. Ayna da ki ona gülüyor, onu çağırıyordu. Sonra bir an annesi oluverdi. O son günden kalma tebessümler beliriyordu mütebessim çehresinde… Anladım, anladım dedi sessizce. Artık biliyordu ki nereye giderse gitsin kendisinden kaçamayacaktı. İçinde annesini görme isteği depreşti. Ve durup düşünmeden hemen bir buket papatya alıp mezarlığa doğru gitti. Annesinin mezarının başında ağladı ağladı. Yandaki boş mezara ruhunun yükünü gömüp mezarlıktan ayrıldı. Bir kuş kadar hafif hissediyordu kendini. Etrafındaki her şeyin ona gülümsediğini fark etti. Güneş gözyaşları ile ıslanan yüzünü kuruluyor, ağaçlar tüm derdini hapsediyordu sanki yapraklarına.. Ve insanlarda olan tuhaflık da gitmiş hepsinin yüzüne annesinden miras kaldığını düşündüğü bir tebessüm belirmişti… Yükleniyor...
Yorumlar yüklenirken lütfen bekleyiniz...
|
![]() |